18 Aralık 2012 Salı

İSKELE ÜSTÜ AŞK!

Deniz kenarında sahilde otururken hiç aklına gelmez 1 dakika sonra aşık olacağı insanın.
Hatta daha gündüz denizden gelenin tanışma ihtimalini düşünüp gelmeyince üzülürken, bir bakmışsın karadan gelene aşık olmuşsun!
Derler ya fallarda; en çok da ben bizim kızlara derim: denizden geliyor, vallahi seni alıp gidiyor, sanki Nuh'un gemisi, tam takım herşeyi yanında, kalbi, dünyası herşeyi hazır, yarası sarık, sanki hiç geçmişi bagajı yok. Pürüzsüz, kolay kolay..Bulursan bana da haber ver diyorum içimden!
Öyle gelip almaya müsait.Aman neyse ne! Bana ne zaten denizden gelenden!
Denize bakarken sırtından gelene bir bakmışsın aşık olmuşsun!
Ummadığın anda  umduğundan masmavi. Hiç hayatında görmediğin bir renkse, bir tonsa, bir sesse hele..
Sanki küçük bir kız gibi.
İnsan utanıyor, henüz hiç birşey yaşayamadığın, yaşamaya teyet geçtiğin, kendini alamadığın bir yabancıya aşık oldum demeye çok utanıyor. Bu yaşta yaşamadan aşk olur mu? Kısa kısa birlikteliklerden sonra her önüne gelen aşk yaşarken ve sen bunu eleştirirken bu şehirde hem de tam yaşanmadan aşk olur mu? Henüz tadamadığın, aşk saydığın geçen bulut yüzünden insan yemekten kesilir mi hiç? Bilmezsin ki kimin oğlu? Daha öncesi var mı? İyi mi, kötü mü? Melek mi, şeytan mı? Hep kadının mı şeytanı olur? Ne yer ne içer?  Hem de yaşanmışlığına ve yaşlanmışlığına rağmen! Her gün görmek uğruna en yakınların seni aramasın da çağırmasın diye telefonunu kapatır mısın? Bal gibi kapatırsın, hep atarsın bugün sünnete gideceğim, bugün bizim orda deprem olmuş eve gitmem lazım, bugün evi su basmış, bugün bir yakınım vefat etti, bugün çok hastayım, yalanın biri bin para, duysan kendin inanmazsın..
Nasıl başladı diye sorarsan hiç sorma daha iyi, hangi ara, hangi cümle, hangi vurgu, hangi soru, hangi ses tonu. Hah olay o; o ses tonu işte!
Bu kadar tecrübeye rağmen insan utanır işte ses tonunu sevmeye.Ya sevesin gelmiş, ya sesi güzelmiş, ne bileyim ben, yaşamadan da bal gibi aşka düşermiş insan.
Bir bakmışsın; kalın aba arasından sanki tülbentle sarılı kalbe ince ince sızmış girmiş,  sevginin ortasına kurulup, seni o duvardan bu duvara atmış. Aradı arayacak derken bu yaşta telefonla uyumak adet olmuş. Yastık altı telefon vardı, çalarsa duyayım diye.. Bu yaşta hem de !Lisedeyken dolaşırdık o kaldırım senin bu kaldırım benim, aynı caddede 10 adım yürümek, 5 adım dönmek. Bu yaşta yeniden hem de!Bir mesaja 1000 kelime yazıp 1000 kelime silmek, üstelik artık yazarken seni görüyor, kimse yemiyor mesajının görülmediğini. Üstelik okuduğun anda görülüyor, cevap veremediğin kızardığın bile belli. Zaten umursamadağına iki harf bile yeter.Mertlik iyice bozuldu, havalanmak ne haddimize, anında cevap verebiliyorsan, cevabını okumaya yüreğin yetiyorsa, bir sonraki gelen bipe 1 dakika sonra bakabiliyorsan ne ala! Hâlâ 10 dk lazım bana.
Demekki bir gün kalorifer üstü aşklar da geri dönermiş! Kalorifer üstü demek; ortaokulda senden büyük bir abiye ok fırlatmak demek. Sırf hergün göresin var diye devamsızlık yapmadığın için teşekkür almak demek. Sadece adını bildiğin birini ne yiyip ne içtiğini, ne dinlediğini bilmeden, sesini duymadan sadece formasının dikişini ezbere bilmek demek. Kalorifer üstü bekleyip, nutkunun tutulması demek. Küçük bir kız gibi kendince sevmek demek. Sesini bile duymadım hiç. Duysam bile cep telefonu yoktu o zaman,altın sarısı sayfalardan evi bulunup herkes bir sessiz telefon yapmıştır bizim zamanlarda.
İskele üstü aşk bunun bir kaç gömlek üstü demekmiş.Birkaç dedikse onbin gömlek üstü tabi.
Yaşadıklarını yanına kâr sayıp, geçmişinde sesler, izler, sevişler bırakıp yeniden aşık olmak demekmiş..
Hatta hatta sesine aşık olmak.
El tokalaşmasına vurulup eve bırakılmak demek. Arabadan indiğin anda başına geleni anlamak birazcık da.
Kaloriferde beklerken; öncen yoktu, hayallerin vardı, kırılmamışlık hakimdi havaya. Henüz mevsimlerden ilkbahar tabi.. Etekler henüz diz üstüne çıkmamış, saçlar omuzlara dökülmemişti. Bu aşkta; geçmişin savrukluğu, yorgunluğu, yarıda kalmışlığı var, hayata kaldığın yerden seneler sonra başlayabilmek var. Sevgiye doymamışlık var. Dokunmadan seni titrek titrek dar ağaçta sallandırmış bile. Biriyle konuştuğunu görüp hala krizlere girebilmek var. Kimyanın havada uçuşması var. 
Tüm geçmişini kefeye koyup denize dökmek, bilmediğine tanımadığına yürümek. Geçmişini gözünün başının sadakası sayıp aman yolu açık olsun dedirten biri. Senin yapamadığını elin oğlu yapınca bir gün, yüklerin öyle veya böyle azalıyor. Aynı yere geçmişin eşiyle geldiğinde allahın işine bak sesin sahibi de geldi. O gelince akan sular durdu, sulara geçmişini gömüp sese kulak vermeyi seçtim. Hiç bakmak o yana, incelemek, uzaktan seviyor mu sevmiyor mu karısını diye kıskanmak aklıma gelmemiş hatta, şimdi farkettim, ne güzel günmüş. Deseler ki al sana geçmişin, yitik senelerin, tekrar oyunu baştan oyna, tüm şifreler sende, istediğin gibi oyna, diğer tarafta da bilinmeyenin oyunu, sonucu belirsiz, kazanmak da var kaybetmek de, ama kazandığın değer mi değmez mi onu da bilmiyorsun, hiçbir şey bilmiyorsun. Gözümü kırpmadan bilinmeyeni seçerim ilk defa, hele bunu ben yapıyorsam elin oğlu çok başka demek.
  
Tam da o günlerde bir şarkı çıktı; "Sen beni aşık ettin"! Dinlerken kalbin ağzına geliyor orasını, bak yine saçmaladım, aklım kalbim yine havada uçuşuyor , kim hangi kelime nereye geleceğini şaşırdı yine düşününce!
Her neyse, iskele üstü aşk işte! Hem de bu yaşta!

2 yorum:

mongoren dedi ki...

askin yeri zamani mekani dini dili irki ve yasi yoktur.... kim var derse buyuk konusma derim...ne mutlu asik olabilene

mongoren dedi ki...

askin yeri zamani mekani dini dili irki ve yasi yoktur.... kim var derse buyuk konusma derim.....ne mutlu asik olabilene...